
Prof. Dr. · İslam Felsefesi Anabilim Dalı
Salih Aydın



Hakkımda
Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslam felsefesi profesörü. Lisansı Ezher Üniversitesi, Yüksek Lisansı Ankara Üniversitesi, Doktorası Viyana Üniversitesi.
Biyografinin tamamıKitaplar
Tüm kitaplar
Yayına hazırlanıyorFusûsu'l-Hikme ve ŞerhleriŞeyhu'l-Hakîm Fârâbî
Mu/hâfız-ı Kur'ân Hazreti Osmânİlk Dönem Kur'ân Mu/hâfızlığı Tarihi
KerrâmiyyeKerrâmiyye'nin Kelam Teorisi ve İman Anlayışı
Fârâbî FelsefesiMelekût, Nübüvvet ve Âhiret İnancı
Niyet Felsefesiİnsan Fiillerinde Sorumluluğun Doğuş Aşaması
Mâhiyet Felsefesi
İmam Mâtürîdî'de Kötülük Problemi ve İmtihan
İslam Düşüncesi 1İslam Düşüncesinin Yapısı ve Selefilik
İslam Düşüncesi 2Kelam
İslam Düşüncesi 3Tasavvuf
İslam Düşüncesi 4Felsefe
Molla Sadra'da Mahiyet Felsefesi
İslam Düşüncesinde İman Sorununa Felsefi Yaklaşımİnsanın Güven Sorunu
İslam Düşüncesine Giriş
Filozofların AmacıMekâsıdu'l-Felâsife. İmam Gazâlî'den çeviri
Hikmetü'l-Ayn: Varlık HikmetiKâtibî Kazvînî'den çeviri ve eleştirmeli metinÇalıştığı filozoflar ve ekoller
Fârâbî
Fârâbî Felsefesi (kitap, 2023). Fusûsu'l-Hikme dersleri. Müstefâd akıl, nübüvvet ve "hurâfât-ı acâiz" isnadı üzerine üç makale.
Molla Sadrâ
Molla Sadra'da Mahiyet Felsefesi (kitap, 2018). "Varlık Felsefesi ve Varlığın Asaleti" (kitap bölümü).
Gazzâlî
Filozofların Amacı çevirisi (2023). "Gazzâlî'nin Filozofları Eleştirisindeki Nihaî Hedefi Üzerine" (makale, 2012).
Kâtibî Kazvînî
Hikmetü'l-Ayn'ın tahkik ve tercümesi (yüksek lisans tezi, 2001) ve yayımlanan çevirisi (2016).
İmam Mâtürîdî
Kötülük Problemi ve İmtihan (kitap, 2022). "Ezel ile Ebed'in Farkı" (bildiri, 2017).
Kerrâmiyye
Viyana Üniversitesi'ndeki doktora tezi (2012) ve Kerrâmiyye kitabı (2024).
Tabâtabâî ve Sebzivârî
Felsefî ve mantıkî kavramların ayrımı üzerine iki makale (2014, 2015).
Fusûsu'l-Hikme dersleri فصوص الحكمة
Tüm derslerTopluluk yazıları
YouTube'da tümüŞiiler Ebû Lülüe’nin hac makamını bütün görkemiyle inşa ettirdikleri gibi nasıl oluyorsa Hazreti Osman’ı 18 Zilhicce 35/656 da şehit edip yerine Hazreti Ali’yi başa getiren Mecûsî-Sebeî azgın topluluk (el-fietü’l-bâğiye), güya Hazreti Ali’nin vasî tayin edildiği iddia edilen Gadir-i Hum’u da her yıl 18 Zilhicce de kutlamaktadırlar ki 18 Zilhicce müminlerin emiri Hazreti Osman’ın şehit edildiği gündür. Hicri 351 senesinde Şîa tâifesi, Irak Büveyhîlerinin kurucusu, Mu'izzü'd-Devle Ahmed b. Ebî Şücâ‘ Büveyh ed-Deylemî (ö. 356/967)’nin emriyle Bağdad mescidlerinin kapıları üzerine “Muâviye b. Ebi Süfyan’a ve Fâtıma’dan Fedek’i gasbedene ve Hasan’ın, ceddi Aleyhisselâm kabrinde defnolunmasına mani‘ olana ve Ebû Zerr’i nefy edene ve Abbas'ı “Şûrâ”dan çıkarana Allah Teâlâ lânet eylesin!” diye yazdılar. Halîfe, mağlûb ve mahkûm olduğundan bir şey yapmaya muktedir değildi. Fakat Ehl-i sünnetten bâzıları geceleyin bu yazıları mahvetmekle Mu‘izzü’d-Devle iâde etmek istedikte vezîri Üstâz Hasen b. Muhammed el-Mühellebî el-Ezdî (ö. 352/963) mahvedilen yazıların yerine “Allah Teâlâ Âl-i Resûle zulmedenlere lânet eylesin!” diye yazılıp lânette Muâviye’den başkasının tasrih olunmamasını nasihat eylemekle öyle yapıldı. Müteâkıben Basra’da ve Hemedan’da beynennâs mezheb kavgasıyle fitne zuhûr ederek pek çok adamlar telef oldu. Hicri 352 senesinde Aşûrâ günü Muizzü’d-Devle’nin emriyle çarşılar kapandı ve karılar saçlarını dağıtıp esvâkda bükâ ederek (ağlayarak) Hüseyin radıyallahü anh hazretleri için resm-i mâtem icra edildi. Sene-i mezkûre Zilhiccesinin 18. günü dahi Bağdad’da Gadîr Hum bayramı resmi icra olunarak gece dükkânlar küşâd ve kandiller iş'âl olundu ve zurnalar, davullar çalındı. Hicri 353 senesinde dahi Aşûrâ günü çarşılar kapanıp resm-i mâtem icra olundu. Lâkin Şiîler ile Sünnîler arasında fitne zuhûr ile pek çok adamlar yaralandı ve pek çok mallar yağma kılındı.
Fârâbî Hazretleri, Muizzüddevle’nin başında olduğu Bağdat’taki aşırı Şii/Büveyhî yönetimden Seyfüddevle’nin başında olduğu Şam ve Halep’teki sözde Şii Hamdânî yönetime kaçmıştır. Fârâbî’nin dünyaya geldiği tarih Abbasi devletinin ikinci dönemiydi ve devlet parçalanmaya başlamış her tarafta küçük hanedanlar devletçikler kurmuşlardır. Hilafet kabiliyetli vezirlerin elinde sadece bir kukla olmuştur. Fârâbî, Heycâ’nın oğlu Ali 936 yılında Bizans’a karşı gerçekleştirmiş olduğu başarılı bir seferden sonra Seyfüddevle ünvanını bizzat Sünni halifeden almış olan bu hanedanın yanına sığınmıştır. Ahmet Elhasıl Rumlara karşı hudud-ı İslamiyyenin muhafazası ile yalnızca Benû Hamdân meşgul ve mukayyet olup emiri ırak olan Muizzüddevle b. Büveyh ise Benû Hamdân'ın memalikini istilaya çalışmakta olduğundan Benû Hamdân bir taraftan Rumlar ile meşgul oldukları halde bir taraftan da Benû Büveyh’in tazyikleri ile ezilmekte idiler.
Ben Şiilik ve haricilik örtüsü açılıp, sözde meveddet-i kurbâ ve muhabbet-i Ali perdesi kaldırılabildiğinde, altında Mecûsî-Sebeî kardeşliğin uğursuz emellerine hizmet eden acem fendi görüleceğine inanıyorum. Zira bizim ilk dönem İslam tarihimizi İranlılar yazmışlardır. İşte İslam tarih yazımındaki Pers kalemi dikkate almayan tarih okumaları ve bu kalemi kırmayan tarih yaklaşımları böyle bir çıkmazdan asla kurtulamayacaklardır. Hazreti Ali efendimiz ve ailesinin başına gelenler ve gördükleri zulüm hususunda genelde Pers-Siyonist etkiyi daha özelde “Nehrevan etkisini” hesaba katmamak tarihi vakaları doğru anlama konusunda bir engel teşkil etmektedir. Hazreti Ali efendimiz daha önce kendi Şia’sından ve ordusundan olup sonraları Sıffin’deki tahkim olayı hakkındaki anlaşmazlık yüzünden ayrılıp huruç hareketine kalkışan Haricilerden Nehrevan’da binlercesinin kellesini kesmiştir. Ki bunların her birisinin Kûfe’de aileleri ve aşiretleri bulunmaktadır. Bunların kinle doldukları, Hazreti Ali ve ailesine düşmanlık beslediklerini söylemek asla uzak bir ihtimal değildir. Zira daha öncesinde Sıffin'de Hazreti Ali safında olan iki kişinin, Şimr b. Zilcevşen ve Sinan b. Enes en-Nehâ‘î Hazreti Hüseyin efendimizin Kerbela'da bizzat öldürdükleri tarihi olarak sabittir. Bu gerçeği ve bu bağlantıyı hesaba katmadan, meseleyi Benû Ümeyye ile ilişkilendirmek ve Hazreti Ali ve ailesinin başına gelenleri doğru anlamak imkânı yoktur.
İbn Abdi Rabbih’in İkdu’l-Ferîd’inde ve Dîneverî’nin Uyûnü’l-Ahbâr’ında geçtiğine göre Hazreti Hüseyin Efendimizin kızı Sükeyne/Sekîne, -ki o aynı zamanda Mus‘ab b. Zübeyr’in (67/686) hanımıdır-, kocası öldürüldüğünde Kûfe’den Medine’ye göçmek istemiş, etrafına Iraklılar doluşup, geçmiş olsun dediklerinde taziyelerini kabul etmemiş ve “Babamı, dedemi, amcamı, kocamı öldürdünüz.”, demiştir. Şii kaynaklarda da geçen bu ifade, Hazreti Hüseyni, Hazreti Ali’yi, Hazreti Hasan’ı ve Musab b. Zübeyr’i Emeviler değil, Muâviye ve Yezîd değil, gece kurtla bir olup, sabah çobanla ağlayan Iraklılar ve Kûfeliler öldürdüğünün açık şahididir. Hz. Hüseyni bizzat katleden iki kişiden Sinan b. Enes en-Nehaî Kûfe halkından olup Hz. Ali Efendimizin tarafındayken sonra Muaviye saflarına geçtiği gibi aynı şekilde Sıffin’de Hz. Ali Efendimizin safında çarpışanlardan Şemir b. Zilcevşen daha sonra Hz. Emevi ordusuna geçmiş ve Hz. Hüseyin’i öldürenlerden birisi olmuştur.
وإذا تحير في مسألة وما ظفر فيها بالحد الأوسط تردد إلى الجامع وصلى وابتهل إلى الله تعالى حتى يفتح الله تعالى له المنغلق منها. وكان يعود كل ليلة إلى داره، ويضع السراج ويشتغل بالقراءة والكتابة. فإذا غلبه النوم أو ابتدره ضعف مزاج شرب قدحاً من النبيذ. وكان الحكماء المتقدمون مثل أفلاطن وغيره زهاداً وأبو علي غير سنتهم وشعارهم، وكان مشغوفاً بشرب الخمر، واستفراغ القرى الشهوانية، ثم اقتدى به في الفسق والانهماك من بعده. (İbn Sina (güya) bir mesele karşısında zihni karıştığında ve aradaki bağlantıyı (orta terimi) bulamadığında camiye gider, dua eder ve Yüce Allah’tan bu güçlüğü çözmesini içtenlikle dilerdi. Her gece evine döner, lambasını yakar ve okuyup yazmakla meşgul olurdu; uykusu bastırdığında ya da bedenen bir halsizlik hissettiğinde bir kadeh şarap içerdi. Eflatun ve diğerleri gibi kadim filozoflar çileci bir yaşam sürerken, Ebu Ali onların yolundan ve uygulamalarından ayrılmıştı; şarap içmeye ve bedensel arzularını tatmin etmeye aşırı düşkündü; başkaları da bu sefahat ve düşkünlük konusunda onu örnek alırdı. https://shamela.ws/book/273/8 Âh Beyhakî âh
Hicri 351 senesinde Şîa tâifesi, Irak Büveyhîlerinin kurucusu, Mu'izzü'd-Devle Ebü’l-Hüseyn Ahmed b. Ebî Şücâ‘ Büveyh b. Fennâ Hüsrev ed-Deylemî (ö. 356/967)’nin emriyle Bağdad mescidlerinin kapıları üzerine “Muâviye b. Ebi Süfyan’a ve Fâtıma’dan Fedek’i gasbedene ve Hasan’ın, ceddi Aleyhisselâm kabrinde defnolunmasına mani‘ olana ve Ebû Zerr’i nefy edene ve Abbas'ı “Şûrâ”dan çıkarana Allah Teâlâ lânet eylesin!” diye yazdılar. Halîfe, mağlûb ve mahkûm olduğundan bir şey yapmaya muktedir değildi. Fakat Ehl-i sünnetten bâzıları geceleyin bu yazıları mahvetmekle Mu‘izzü’d-Devle iâde etmek istedikte vezîri Üstâz Hasen b. Muhammed b. Hârûn b. İbrâhîm el-Mühellebî el-Ezdî (ö. 352/963) mahvedilen yazıların yerine “Allah Teâlâ Âl-i Resûle zulmedenlere lânet eylesin!” diye yazılıp lânette Muâviye’den başkasının tasrih olunmamasını nasihat eylemekle öyle yapıldı. Müteâkıben Basra’da ve Hemedan’da beynennâs mezheb kavgasıyle fitne zuhûr ederek pek çok adamlar telef oldu. Hicri 352 senesinde Aşûrâ günü Muizzü’d-Devle’nin emriyle çarşılar kapandı ve karılar saçlarını dağıtıp esvâkda bükâ ederek (ağlayarak) Hüseyin radıyallahü anh hazretleri için resm-i mâtem icra edildi. Sene-i mezkûre Zilhiccesinin 18. günü dahi Bağdad’da Gadîrhum bayramı resmi icra olunarak gece dükkânlar küşâd ve kandiller iş'âl olundu ve zurnalar, davullar çalındı. Hicri 353 senesinde dahi Aşûrâ günü çarşılar kapanıp resm-i mâtem icra olundu. Lâkin Şiîler ile Sünnîler arasında fitne zuhûr ile pek çok adamlar yaralandı ve pek çok mallar yağma kılındı. Çok ilginçtir aynı yıllarda kaleme alınan İhvân-ı Safâ cemiyeti Ğadîr-i Hum'u 3. dini bayram olarak ilan ediyorlar.



